5 Ekim 2010 Salı

beşekim

Bugün beş kez ektim kendimi.
Bugün İzet'in eski bir arkadaşıyla karşılaştım. Sessizlik oldu. Bardağın dibinde kalmış kolaya baktım. Ne bir müzik aynası vardı orada, ne yıldızlar, ne ses. Bardağın içi hasretle dolu. Çok konuşmak istediğim, yanında sessiz kalabildiğim İzet. Bir zamanlar sarılabildiğim. Kayıp bir süvari ordusunu aramak gibi. Bütün süvarilerin alıp başını gittiği, bilinmez çöl tozuna dört nala uçtuğu. Elime sinsice tutuşturulmuş bir yokluk, bir hayalet. Geçmişten boğazıma çöken eksiklik. Yüreğime inmesine artık izin verilmeyen kabuklardan o geçit. Kendi kabuklarımın ezilen sesini duya duya susmak. Ses kulaklardan gitmez. Kala kala o ses kırıntıları, birkaç an, onlar da gitmesin diye yazıyorum. Nasıl tutmalı? Hatırlamak yetmiyor. Bak işte, bir arkadaşı ile tanışıyorsun ve her şey yeniden başlıyor. Yeniden, uzak, yeniden yakın, uzak, yakın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder